About me:
düzenli seks yapan ırmaklar kabilesi
Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka camlarına taş atarız; yan camlardan genellikle çünkü çocuklar bakar ıslak ıslak. Sen bakarsın ıslak ıslak. Sinalizasyonun en muhteşem rengi gözkapaklarına vurur, dudaklarının çatal arasına vurur, kaşlarının kalkık isyanına vurur; ben sana vururum, sen bana vurursun, birbirimizi önce döveriz, sonra birbirimizi öpe öpe bağışlatırız birbirimize birbirimizi. Ben bir’i seviyorum, sen iki’yi; bak, eşitiz. Ah, tabii, buradan uzakdoğu görünüyor; ben bunu ciddiye almamıştım. Buradan Irak, buradan Amerika’nın Çin’i istila düşleri görünüyor; ben bunu Nazım’a yazmıştım, Paz’a yazmıştım, bir tek Kafka cevaplamıştı. Ama Kafka’ya tek satır yollamamıştım, o hissetmiş, hemen tepki vermiş. Sait’i benim için öp, demiş. Sait öldü. Sait ile Faik, aslında ikizdiler; Sait, hep hırpalardı Faik’i; ona nankör derdi. Sen balık, yiyorsun. Balık yenmez, balık yüzer derdi. Sosyalizm yenmez, sosyalizm yaşanır derdi.
Canın sıkılıyorsa bana bir deneme yaz, eşcinsellerin kaç deliği olduğunu tez haline getiren. Chat’teki faşistleri yaz, aldatan, buluşan, döven. Bana uzak bir şehirden gelen delikanlının gözlerindeki o endişe dolu aşkı anlat. Onun dudaklarındaki sırf mavi haritaları anlat. Citygide’ları anlat onun titrek parmak uçlarında biriken. Sevdiği kızı anlat. Ben seni dinliyorum. Mersiye ol bana. Mersiyeye sıkışan tahakküm sınırını anlat. Naziredeki esrar kompleksini, ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerindeki düşüşü, ırzımdaki asker kökenli, gelenekçi, ahlaksız şairleri anlat.
Canın sıkılıyorsa, bana beni anlat. Ben dinliyorum. Ben sende tatildeyim. Ben sende bir şezlong problemiyim, hususi vasıtayım, kısa menzilli sevdayım, klorofilim, pikrik asitim, oyum işte; ne diyorsan oyum, oyuğum.
Ben iki’yi seviyorum, sen bir’i; bak, eşitiz. Bir imla kılavuzu duruyor sereserpe vücudunda: Bütün kelimelerin doğru, bütün işlemlerin tamam. Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra: İkimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; farketmeyecek sonuç = sıfır. Bunun endişesiyle sevişiyoruz hep. Ya yataktan sıfır çıkarsa diye.
Canın sıkılıyorsa bana bir masal yaz; kim bilir belki sen de zengin olur, şatolarda yaşarsın cücelerinle. Oysa onlar cüce değil, senin boyun uzun. Senin boynun uzun, ellerin uzun, öpüşün uzun. Geceleri, büyük bir melankoliyle camdan dışarıya, yağan yağmurun altındaki far ışıklarına bakışın, o bakışın uzun. Üzülme beni bırakıyorsun diye; biraz vakit geçirdin kısaca, oyalandın işte; insanoğlu, oyalandıkça büyür. Geçip giden hiçbir şey gaflet sayılmamalı, zaman dahil. Zamanın akli dengesini bozan trajik sevgililer olacağımıza aynı hastalığın iki farklı belirtisi gibi yaşarız başkalarının vücudunda. Daha çok çiçek açarsın, salacak daha çok kokun var zulanda. Şüphesiz, eklenmeye gelmedin ya dünyada birine, birilerine – start hakemin de yok parmağının kasıldığı tetikte. Korkmuyorsun da: Ya namludan sıfır çıkarsa diye. Ben seni dinliyorum. Sen bana olur olmaz, sevdiğin kişinin kamera arkasını anlat. Çekim hatalarını. Onu ilk ilhak edişini. İşgale koşan istila güçlerinin salyalarını, irileşen gözbebeklerini, bir yengecin atak yaptığı sırada, aslında yana ilerlemesinin hayvanda yarattığı depresyonu, kumsaldaki diğer deniz yaratıklarının bunu alay konusu yapmasını, bu salaklığın nesilden nesile aktarılmasını, o yengecin bana benzediğini, benim o yengece benzediğimi, benzeşen şeylerin sıfıra karşılık geldiğini, evet, hep bunları anlat. Ben seni dinliyorum. Konuşur gibi yazarlar ya, konuşur gibi dinliyorum seni. Konuşur gibi sustuğuma da bakma; kendisiyle oyalanılan bütün nesneler kadar gizli özneye has gizli bir özgüven bu. Çember ile daire’nin arasındaki fark kadar, yani bir alan sahipliği meselesi. Gurur meselesi. Ur meselesi.
Tahtından indirilip boynu vurulmaya götürülen çocuk padişahlar, “Eve mi gidiyoruz, oyun bitti mi?!” diye sormuşlar mıdır?! Kaç çocuk sevgilinin boynunu vurdun sen?!
Ayağı kırıldığı için öldürülmesi gereken atlar, “Ben yalnızca bir ayakmışım yalnızca!” diye söylenmişler midir kendi kendilerine?! “Ve nal, hani uğur getirirdi?!” Ayağı kırılan kaç sevgiline silah çektin?!
Kaç filme yarısında girdin, kaç filmin yarısında çıktın; kaç aşka sürpriz başlangıç yaptın, kaç aşkın ortasında bir ‘game over’ hissi kapladı içini?!
Canın sıkılıyorsa müzik setine en vahşi parçayı koy ve doktorunu ara:
“Her gece rüyasında
boynu kırılarak ölmüş birini gördüğünü söylerdi
ilk sevgilim.
İkimiz de henüz altı yaşındaydık ve ben
ne zaman çikolata yesem
altımı ıslatıyordum kahverengi ve sütlü.
Annem, “Bu çocuk gerizekalı” diyordu
babama, babam ise televizyondan ayırmadan bakışlarını
“İyi!” diye mırıldanıyordu ağzının içinde
ağzının içindeki patlamış mısırlarla birlikte çiğneyerek kelimeleri
“Şair olur belki ilerde!”
Aleni tahrik unsuru.
‘Modern zamanların şartlarına aşina bir yaradılış kabiliyeti’
besbelli.
İlk sevgilimle kibrit kutusunun içinde beslediğimiz
ilkel tanrı kıvamında bir toz örümceğimiz vardı.
Besliyorduk, ama ne ile beslendiğini bilmeden hayvanın.
Bir keresinde sevgilim –ki ilkti,
“Bu bizim kızımız!” dedi, “Çiftleşmeden hallettiğimiz kızımız!
Büyüyünce itfaiyeci olsun istiyorum!”
“Salak!” diye çıkışmıştım ona, “Örümcekten itfaiyeci olmaz!
O ilkel bir tanrı, amip gibi yani, tek hücreli bir ilah! Çekirdeği küçücük!”
“Küçük çekirdekli! Küçük çekirdekli!” diye alay etti benimle.
Aleni tahrik unsuru.
İlk sevgilim, evlerinde çıkan bir yangında öldü.
Toz örümceğinin yaşadığı kibritle oynarken…
Henüz altı yaşındaydı ve altı santim bile yoktu boyu.
Ama altı gram kadardı beyni, eminim.
Altı gram kadardı büyük büyük babalarının toplam ağırlığı.
Annem, bağıra bağıra ağlayarak helva pişirdi bütün gün.
Sonra bütün gece bir tencere helvayı yedi babam,
televizyon haberlerinde yangından söz edilmemesine içerleyerek.
İlk sevgilimin üstünden bayağ’ sevgili geçti
Ve ben artık altı yaşında da değilim
Annemi ve babamı gömeli çok zaman oluyor
En az üç cumhurbaşkanı ve iki rejim değiştirdik
Kilometrelerce kumaş harcandı yeni yeni yeni tasarlanan bayraklarda
Tüm Ortadoğu’yu kapsayan bir club açtı Amerika
adı gala geceleri kırmızı halı serilse tüm evrene, ne halıdan ne benim aklımdan geçer.”
Canın sıkılıyorsa bunları düşün bir ara; koy karşına sıfır’ı ve ona istikrarlı yaşanmış bir hayattan, alıntılanmış yarım mısralar ısmarla.
Canın sıkılıyorsa…
Who I'd like to meet:
Karo Valesinin İntikamı
bilmeden, sormadan, ağlamadan
neredeyse eğiliyordum dumanla;
kasatura ve vals
cinnet ve raks
doğrulacaktı iyi iki ayağı üzerinde gömülü
durduğum yorgun buharlardan;
gümüştüm.
gümüştüm, bunu söylemiş olmalıyım!
alüminyum bir el aynasıyla geçmişti çocukluğum
bakır bir boy aynasında bir asırlık kapris
ve ete, ve ete misafir gelen harcai duam
olgunlaşıp dökülmüştü birer birer his his...
neden tekrarlanıyordum hiç değişmeden
hiç bilmeden, hiç sormadan, ağlamadan..
ölü doğmuş, sufli bir uzak akraba gibi
kabullenmiştim
aşkı motosikletimin arkasına almayı;
gidiyorduk: otobandaydı
64 model maceram,
orada ucuz nefeslere çan
takmış yanlış
hayvanlar,
bir öcü bir yalnızlık yapmak için
bir ikramı bir red saymak için
safdilli, orospu ve şeffaftılar
onlar, lüzuma açtılar
onlar, mütevazılığa açtılar
onlar sıraya girip sırayla rahmimi açtılar!
rahmimde halayık cesetlerim
ve dört bir cihana kıvrak, meşhur böcekler götüren
rock-jazz ya da new wave kalbim
ya da kalbimin solo iktidarını elinden alan
meşgul mahşer kalmıştı. Kazılmıştım.
içimden tarihi bir intihardan başka birşey çıkmamıştı!
gümüştüm. ölmüştüm. gömülmüştüm.
sessizce. Bunu söylemiş olmalıyım!
size kendimi akıtamadan gitmiştim;
açık denize ulaşamadan sürünerek kuruyan
asil bir ırmağın son asi damlasıydım,
kirpiğinizde kalmıştım, tahakküme takılmıştım,
yatağımdan derinliğinize düşememiştim;
siz bir bardak suydunuz, ben en çok bundan korkuyordum
anneme sizi anlatmıştım o kararmıştı
dışarı çıkmış içersini tabiata ihbar etmişti;
neden yine çöpadamdım hiç büyüyemeyen
hiç bilmeyen, hiç sormayan, hiç ağlamayan:
dört kez ağlamıştım topu topu zaten:
birincisi, okumayı söküp çıkarttığım gündü zamandan,
ikincisi, ilk sertleştiğim dirim, ah o mel'un çığlık,
sonrakini, söylemedem de olur,
son kere, gümüşü işittiğim o körkaranlık!
bugün hep ağlıyorsam kızmayın
çünkü doğarken hiç ağlamadım ben!
bunu söylemiş olmalıyım!
çünkü doğarken hiç ağlamaz ibneler!
ama, otobanda, sürerken 64 model maceramı
orada, zavallı şefkat misyonerleri
zavallı küçük yabancılar
zavallı kitapsız peygamberler
zavallı erk pezevenkleri, yani sizler,
aldırmayarak kasvetinizin hışmına ve
kendinizden bile habersiz
kanatmaya başladınız ricamı
cahilce, aptalca, önlemsiz!
ah ne yazık! ah ne yazık!
tatmin etmedi hırsınızı bir türlü
ölü ele geçirilmiş aşk mektuplarım!
asla coplanmadı
kurduğunuz hayallere kalkan çükleriniz!
siz, virajsız yolların sözde usta sürücüleri!
siz, yokuşaşağının kolaycı sözcüleri!
bilmeden, sormadan, ağlamadan
az daha eğiliyordum dumanla;
ben ananızın.mıyım
haydi durmayın
..kin beni! ..
Küçük İskender
Comments
Nov 18 2009 1:15 AM
Nov 6 2009 10:26 PM
Greetings from Norway.
Nov 6 2009 7:48 PM
InFernal Hails
SS
Nov 5 2009 2:26 AM
Thanks for joining Dark Funeral street team
www.darkfuneral.se
www.myspace.com/darkfuneral
www.diaboliswear.com
Nov 3 2009 8:12 AM
There once was a time in the land where the sun was worshiped as god and its embrace with the moon made the earth hold its breath as time stood still in silence, and at that hour the smothered sun shall cloak the whole world in the dead blackness of midnight giving birth to the Element Of Eclipse.
Enjoy Your Life!
Arise Into The New Aeon!
Much Respect On High
Archangel
Sin Scythe
Nov 1 2009 6:48 PM
Nov 1 2009 6:33 PM
Oct 27 2009 1:43 PM
Oct 16 2009 8:25 PM
Oct 15 2009 4:16 PM
WE HOPE YOU ENJOY ..m/
Cheers MetalWrath
Check out our upcoming studio diaries on youtube!
This is our "preprodcution" diary!
Oct 11 2009 2:51 PM
Oct 9 2009 5:34 PM
Enjoy the weekend, Tear it Up!
Keep it Creative & Stay True
Oct 5 2009 8:09 PM
Thanks for dropping in to check us out on Myspace
We appreciate the ADD
Have a Wicked Week!
Keep it Creative & Stay True
Oct 5 2009 7:21 PM
:::KC:::
Sep 3 2009 8:02 PM
Raving Season//from Italy
Aug 27 2009 4:33 PM
Metal your head!
Aug 21 2009 7:39 PM
May Darkness Embrace Your Sacred Path Forever And Beyond.
You Truly Are A God Welded Between The Barrier Of This Paradox!!!!!!!!!!!! Enjoy The Musick.
Arise Into The New Aeon!
Much Respect
Archangel
Sin Scythe
Aug 11 2009 5:31 PM
SENDING OUT LOVE TO ALL THE FANS, THANKS FOR ALL THE LOVE AND SUPPORT!! NEW ALBULM COMING SOON!!
VAMP KISSES
SUMMER, D. SOUL,
MICHELE & SHAWN
Aug 4 2009 12:13 PM
Thank you for your comment!!
And if you really enjoy Elements you may have the album from USA, Japan, Europe, Everywhere really! :)
(Links in our myspace)
Take care,
-Elements
PS
Go and watch our latest live video:
Jul 28 2009 6:41 PM
Pleased to present the first music video for one of the songs, that being for the song "Eel Marsh House", which is based on the movie "The Woman In Black". Wasn't sure to name it that instead of 'Eel Marsh..." ...Eel Marsh House being where the woman in black 'lived', and now haunts it. Though, she seems to haunt the general area of the village as well as the House. If anyone catches her gaze, looks into her eyes....a child will die, usually from the family of the person unfortunate to look at her. As you see what happens to the story's main character at the end.
Hope you like it, that's about all for now, Cheers! Rob
Wrath Of The Raven's Dance - "Eel Marsh House" - Video
Jul 26 2009 7:02 PM
Thanks for adding Lacryma Sanguine!
we hope you enjoy our songs when you have a free time!
tell us what you think later.
EP "As The Autumn Ends" is available on iTunes and
"Amongs These Walls", the first full-lenght will be released soon!
Keep in touch!
Stay Doomed!
Lacryma Sanguine.
Jul 26 2009 6:24 PM
See you on a Gwydion show!
Horns Up!
Gwydion
Jul 22 2009 2:35 PM
Jul 20 2009 1:53 PM
Jul 19 2009 4:40 PM