Hello Sinan, So you play üflemeliler and sing for dembedem too ! I’m glad because I learned this incredible new word « üflemeliler » by checking your page. That pure and genuine sound of your wind instrument seems to convey rememberances from thousands years back in the past and though it’s still actual… maybe more actual than our fake electric guitars and keybords. That beautiful and deep sound of yours is the future of music. Great ! Regards from Switzerland / Spain. Jorge
Ever wondered what to do in the event of a nuclear threat?
A while ago I found stuff that inspired me to make this film:
Living Under the Shadow of the Nuclear Umbrella
Both artistic (ensure you get the background music!) and educational, it primarily comprises official British government civil defence advice.
Though source materials are quite aged, much remains relevant today.
I encourage all to visit the YouTube page to learn more (Show support! Rate! Comment!) and responsibly circulate as widely as possible, here: http://www.youtube.com/watch?v=UaIim3Rj7L4
Good to have you as a friend! So great to see the internet in action this way, shortening distances between people.
I hope all's well with you and that you enjoy checking out my web site some time.
For occasional, new, refreshing, insightful and (possibly?!) valuable content, I encourage you to sign up for my free newsfeed/email newsletter (using the form on site at page right - high quality, low quantity, no spam!).
You might enjoy watching some of my films (use the on screen controls to skip between them):
sokaklar var her deliğin içinde. kayboluyorum -sen içine içine verdikçe nefesini. gül kokuyor. gül rengi şarap kokuyor etrafım.. biliyorsun ya beni, en iyi sen biliyorsun. sen can verdikçe sazlara, ben seni, senden iyi biliyorum bazı bazı..
halbuki kaval öyle mi? onun içinde sokaklar yok. onun içinde ovalar var, kırlar var, yuvarlanacağımız papatya bahçeleri var. -ben en çok papatyayı severim. bir de şu mezar çiçeklerini. onlardan aldım bir sürü. çay yapıp içelim diye..
halbuki kaval öyle mi? neyi üfleyince sen, ben şiraz'a gidiyorum. sen şiraz'da taş atıyorsun. lakin iş gelince kaval'a, keloğlan'ın bi filminde şöyle diyordu: "be heey, bi türkü yakayım ki şimdi, dumanı aşa çeksin" hah işte, dumanlar.. onları diyordum.. karanfil kokulu dumanlar, içime içime geliyorlar, bu sigara çabuk bitiyor, üstünde farsça birşeyler yazıyor, onları okuyorum, senin şehrine geliyorum, evine sonra, tütsü kokulu evine, kaçıp kaçıp. yoksa buralar çok yalnız, çok kalabalık..
Ney çalarken çoğu neyzen gibi insanlıktan çıkıyorsun Sinan ama bak kaval öyle mi, dünyadan öte bi sema arıyor mu; aramıyor.Niye, çünkü nerden koparıldığını, nasıl yontulduğunu, delik deşik edildiğini unutmuyor. Ama ney öyle mi, değil. o ömür denilen ameliyatın narkozlu inlemesi; başına gelenin farkında değil, vallahi değil.Bak vallahi dedim,ister istemez böyle söyletiyor insanı...
Halbuki kaval öyle mi:)
İnsan sesine en yakın enstrümanmış ama insan insana, insan kulağına seslenir, tanrı bile anlamak istiyorsa kullarının çıkardığı sesleri bir çift insan kulağı edinmelidir.Ama tabi ses çıkarmak istiyorsa onun da bir ney'e ihtiyacı olacak, yapacak bir şey yok, model öyle...
Halbuki kaval öyle mi:)
Yani desen ki bana Sinan kardeşim "ey gafil ruh, sen bir ham odun olsan ve ben seni iflah etsem, ney'e mi kavala mı siner derdin", derim ki O iş tamamen üfleyenin kanaatine kalmış.
Ha ney olmuşum ha kaval.Ağızla kulak arasındaki boşluk tüm hikmetimiz. Ama neyi üfleyen yine boşluktur...
gün yüzüne dogsun Sinan, bundan böyle, her daim, müzigin gibi koy dostlugunu kalbime, zira kelamlarimin yolu, kelamlarinin yoludur. tren de buldum oralara. sen sehr-i sems'e ulastir yolunu, o vakte kadar yavastan sayiklarim ismini, misketlerimi de biriktirir, beyaz duvarli sarapli kentine yola koyulurum. yol ne kadar uzarsa, o kadar güzel bize.
derken sair'e baktim da. birseyler diyor biz, divaneler icin. ha diyecegim sudur ki, kelamini esirgeme lugatimden. günes varken gözlerini kapama bir de..
"daha asklarimiz kuruyor, daglar kuruyor hizla ölüyor her sey, hizla soluyor bu yüzden kahrini daglara salan uzak bir yildiz gibi yildizini uzaklara salan kahirli daglar gibi yildizsiz dag, dagsiz yildizlar gibi yasamak bile bile üstelik kuslar gibi